Oprah’dan; Kadınlar Ve Olumsuzluk Reseptörleri

Nasıl olur da kadınlar en önemsiz olumsuz yorumları anında algılar, fakat güzel sözleri duymazdan gelirler? Eleştiri belleğe kazılırken, övgüler niye anında unutulur?

Vaftiz kızım beni her ziyaret ettiğinde, gerçekleştirdiğimiz bir ritual vardır. O yatağımın üzerine yayılmış beni seyrederken, ben kıyafet dolabımı teftiş eder ve uzun süredir el sürmediğim kıyafetleri ona vermeyi teklif ederim. ‘Bak bunu al. Bendeki bacaklarla artık mini etek giyilmez,’ ya da ‘bu pantolonla hipiye benziyorum,’ tarzı şeyler söylerim. O ise şakacı bir tavırla beni izler ve dismorfobi hastası olduğumu ima eder. Hani şu bedenindeki herhangi bir kusuru, olduğundan çok daha önemli ve büyük gören kişilerin hastalığı. Bu konu o kadar uzayıp gider ki, en sonunda ise gözlük takmam gerektiği konusunda ısrar eder.

Konumuz tabi sadece fiziksel özelliklerim ile ilgili değil. Kendimle ilgili bu negatif tutum hayatımın her alanına yayılmış sanki. Potansiyel bir kitap sözleşmesi ile ilgili bir araya geldiğim editörün gözleri önünde, kendimi meth etmek yerine, 20 senede kazandığım itibar ve kariyerimdeki yükselişi göz ardı ederek yeteneklerimi sorgulamama kadar vardı olay. Akşam yemeğine misafir davet ettiğimde de durum hiç farklı değil. Evimin yeterince neşeli bir atmosfere bürünmemesinden, Brownie’lerimin kalori hesabını alt üst etmesine değmeyeceğinden ve sohbetlerin kıvılcım saçmamasından endişe ediyorum. Tamam, bunlara rağmen hayatımı şimdiye dek güzel bir şekilde sürdürebildim. Yaşam standardım ve insan ilişkilerim iyi. Sendelemeden yürüyor, tükürmeden çiğneyebiliyorum hesabı.

Geçen gün ‘Pretty Woman’ filmini seyrederken fark ettim ki, Julia Roberts’ın karakterini yoldan çıkartan kendinden şüphe etme durumu bir çoğumuzda var. Filmin bir sahnesinde zengin iş adamı Richard Gere’a, kimsenin hayat kadını olmayı planlamadığını, fakat kendiyle ilgili pek bir şey düşünmediğini bu nedenle bu yola düştüğünü söylüyor. Gere ise, yetenekli ve bir çok şeyi başarmaya potansiyeli olduğuna dikkat çekiyor. O ise şu şekilde cevap veriyor: ‘Kötüye inanmak daha kolay.’

Peki nasıl oluyor da bazı insanlar, mesela bu dünyanın Donald Trump’ları, kendilerini yere göğe sığdıramazken, bazıları –özellikle kadınlar ve özellikle de genç olanlar- kendilerini eleştirmeden edemiyorlar?

Kaliforniya Üniversitesi nöroloji uzmanlarından ve aynı zamanda ‘The Female Brain’in yazarı Prof. Dr. Louann Brizendine bu olguyu şu şekilde açıklıyor:

‘Beyinde negatif düşünce görevini üstlenen bir kısım var. Yargılayan. ‘Çok şişkoyum’ veya ‘çok yaşlıyım’ diyen. Tüm sosyal iletişimlerimizin barometresi. Etrafmızdaki insanların geribildirimleri pek iyi olmadığında, burada kırmızı ışık yanar.’ Beyindeki bu kaygı yumrusu angulate gyrus bölgesi. Kadınlarda daha büyük ve etkili. ‘Kadınların daha hassas ve dışardan gelen tepkilere daha duyarlı olmalarının sebebi, konuşamayan bebeğin ihtiyaçlarını karşılama gerekliliğinden olabilir diye düşünüyoruz. Tabi bu hem iyi, hem de kötü bir şey olabilir,’ diye açıkıyor Brizendine. Dişi beyindeki hormonal değişimler, östrojen ve progesteron artması gibi, kadını duygusal nüanslara karşı daha hassaslaştırıyor. Onaylanmama veya red edilme gibi. Başkaların tepkilerini ne şekilde algıladığımız da bu hormonal iniş çıkışlara bağlı olabiliyor. ‘Bazı günler bu tepkiler sizi güçlendirirken, bazı günler ise sizi allak bullak edebiliyor,’ diyor Brizendine. Brizendine çalışmalarını kadın beynindeki bu hormonal döngüye odaklamaya, Yale-New Haven Hastanesi’nde ergen gençlerle çalıştığı sırada, karar vermiş. ‘Genç kızların kendileri ile ilgili duydukları kaygıları ve olumsuzluğu görünce bu konuya eğilmeye karar verdim,’ diyor Brizendine. ‘Adet dönemlerinde her ay duygusal olarak kadının daha hassas olduğunu olduğunu biliyoruz. Hatta kadınların yüzde doksanı adetleri başlamadan 2-4 gün öncesinde daha duygusal olabiliyorlar. Bu günlerde köpek maması reklamlarında ağlayan kadınlar bile var. Çalışmalarım ile bu konuda zorlanan ve kendinden endişe eden genç kızlara yardımcı olmayı amaçlıyorum.’

Hemen hemen tüm bilimadamları bir insanın kişiliğinin yüzde ellisinin genlere bağlı olduğu konusunda uzlaşıyorlar. Buna doğum anında çıkan kimlik kartı da diyebiliriz. Hayat boyu edindiğimiz tecrübeler ise diğer yarısını oluşturuyor. Size yakıştırılan bir sıfat var ise, belki sınıfınızdaki en problemli çocuk sizseniz ya da ailenizdeki en tembel, bu beyninizdeki döngüyü etkiliyor ve kendiniz hakkında düsündükleriniz içinde yer ediyor. ‘ınsan beyni kategorize etmeye ve etiketlemeye bayılır. Güzel olan, bağımlı olan, akıllı olan gibi. Bu etiketlere alışırsanız, beyniniz bu kişilik özelliklerini yeni yeniden yaratır, çünkü tanıdıktır. Bu size yarar sağlayabileceği gibi yük de olabilir,’diye açıkılıyor Brizendine.

Sadece genç birine hediye almam gerekirse Old Navy mağazasına girerim. Çünkü şöyle bir kuralım var. Mağazanın müziğine katlanamıyorsam, orada satılan kıyafetleri de giyme yaşından çoktan çıkmışımdır. O gün ise ucuz ve trendy kıyafetlerin cezbine kapıldım ve kendimi soyunma odasında üstümü değiştirirken buldum. Orada ise ard arda genç kızların sızlanmaları kulaklarımı aşındırdı. ‘Bu beni şişman mı gösterdi?’,’ay çok şişkoyum,’’göbeğime bak,’ ve ve ve.

‘Ergenlik çağının en önemli görevlerinden biri ‘ben kimim?’ sorusuna yanıt aramasıdır,’ diyor Harvard Medikal Okulu’ndan Jessica Henderson Daniel. ‘Bir ergen ait olduğu yeri, kendine verdiği değeri ve yatkın olduğu şeylerin arayışındayken, diğer insanların onun hakkındaki düşünceleri ve ona karşı tutumları da devreye giriyor. Sonuçta bu gençler bir kabarcık içinde yaşamıyor. Ve malesef genç kızların çoğu görünüşlerinden memnun değiller. Kendilerini değerli hissetmelerinin parlak saçlar veya göğüs ölçüleriyle ilgili olmadığını anlamalarını daha erken yaşlarda sağlayabilirsiniz. Özellikle ergenlik döneminde gençlerin medyada yer alan ideal kişileri örnek aldıklarını ve onlarla kendilerini kıyasladıklarını biliyoruz. Bu nedenle daha ilkokul çağında ergenliğe hazırlık yapılmasını savunuyorum. Bu yaşlarda çocukların yetenekleri geliştirilirse sadece bir görüntüden ibaret olmadıklarını öğrenebilirler. Bir şeyi başarmanın gururunu yaşayan çocuk yere daha sağlam basar,’diye açıklıyor Daniel.

Teksas Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma dış görünüş algısının ne kadar değişken olabileceğini gösteriyor. Bir gurup ergenlik çağındaki genç kız, güzel ve çekici bir kadın ile aynı odaya davet edilir. Kadın ne kadar şişko ve kilolu olduğu konusunda dert yanar. Ve bu durumun –çok kısa ve yüzeysel olmasına rağmen- etkileri odada bulunan diğer kızların kendi vücutlarını algılama şeklinde hemen etkisini gösterir. ‘Kızların yüzde ellisinin vücutlarını algılama şekliyle sorunları var,’ diye söze başlıyor araştırmayı yürüten doktorlardan Eric Stice. ‘Kızların yüzde yetmişi 2 kilo vermek uğruna hap alabileceklerini söylüyorlar; erkeklerde bu oran yüzde 15.’ Ergenlikte erkekler ideal görüntüyü – kaslı ve kuvvetli- hedeflerken, kızlar feminen görüntüden uzaklaşmak istiyorlar. Kalçasız ve zayıf olmak istiyorlar. Genç kızların basında yer alan kusursuz kadınlar örnek almaları üzücü. Çünkü bunlar sahici dahi değiller. Kendilerini gerçek olmayan bir görüntü için mahvediyorlar.’

Sanırım ben anne-baba konusunda şanslıyım. ıkisi de müthiş insanlar. Ve etrafımda ne kadar akıllı, güzel ve değerli olduğumu söyleyen başkaları da vardı. Benim kadar şanslı olmayanlar da var malesef. Bir çocuğun etrafında onun yeteneklerine inandığını göstermeyen ebeveynler ya da başka büyükler yok ise, olumsuz şeylere inanmanın yatkınlığının temeli atılmış oluyor. Yale Üniversitesi psikoloji profesörlerinden ve ‘Women who think too much’ kitabının yazarı Susan Nolen-Hoeksema konuyu şu şekilde açıklıyor: ‘Biliyoruz ki, çocuğun hayatında onun için değerli olan tek bir yetişkin dahi onu pozitif düşünmeye teşvik ederse, çocuk ilerki yaşlarında kendini olumlu bir şekilde görme yeteneğine sahip olabilir. Depresif anne ya da babanın çocuklarına bu rahatsızlığı aktarma ihtimalleri var. şöyle ki, bu ebeveynler dünyayı negatif bir bakış açısıyla görüyorlar ve bu bakış açısını çocuklarına aktarıyorlar. Hatta çocuklarına karşı fazlasıyla asabi ve eleştirsel olabiliyorlar. Bunu tabiki bilerek ve isteyerek yapmıyorlar. Ama malesef hastalıklarının bir özelliği bu. Ve çocuklar kendilerini yargılayan ve eleştiren bu düşünce tarzını benimsemeye eğilim gösteriyorlar. Çocuğun tüm hayatına yansıyor bu durum, özellikle küçük bir çevrede yaşıyorsa. Mesela kardeşleri ile aynı okula gidiyorsa, anne-babası öğretmenlerini tanıyorsa vs. Bu çevrede ‘şişko’ kız ya da ‘basit’ kız olarak tanınan birinin bu sıfatlardan sıyrılması zorlaşır.

Bir çok kişi kendileri hakkında iyi şeyler düşünme konusunda gayet istekli olmasına rağmen yine de etraflarındaki insanlardan belli bellirsiz bu güzel düşünceleri doğrulayan tepkiler beklerler. Aynı şekilde depresif olan biri, farkında olmadan olumsuz düşüncelerini onaylayacak geribildirimler arar.

Psikoloji Profesörü Roy F. Baumeister, ‘kötü olan daha ağır basar’ fikrini doğruluyor. Kötü ebeveynlik, kötü yorum, kötü deneyimler iyi olanlara kıyasla çok daha etkili. ınsanlar kötü şeyleri daha fazla dikkate alarak, daha canlı hatırlar. Ve olumsuz duygular daha uzun süren etkiler bırakır.

Evet, mesela ben de olduğu gibi…Başarısız bir akşam yemeğini hemen hatırlıyorum; hani şu taş gibi ıspanaklı gnocchileri yiyen zavallı misafirlerimin bakışları hala dün gibi aklımda. Başarılı ve lezzetli yemeklerim ise unutuldu gitti. Veya bir kaza sonrasında yatağa bağlı kalmamdan dolayı aldığım kilolar, onları çoktan vermiş olmamama rağmen, beni halen rüyamda takip ederler. Skinny jean pantalonların içinde cirit attığım günleri ise hayal meyal hatırlıyorum.

Doğal olarak çevrenizdeki insanlar kendiniz hakkında düşündüklerinizi etkiler. ‘Başka çocuklar size bir lakap takmışlarsa veya oyunlarda takıma en son seçilen çocuk sizseniz, bu insanda iz bırakır,’ diyor Nolen-Hoeksama. Bu açıklamayı duyduğumda voleybolda hep en son seçilen kişi olduğum anında canlanıveriyor gözümde. O zamanlar spora karşı yeteneksiz olduğuma karar vermiştim ve bu halen devam etmekte. Hım, evet demek ki gerçekten iz bırakıyormuş. Yoga sınıfındaki beceriksizliğim ve jazz dansı aldığımda birinin bana ne kadar çabuk ilerlediğimi söylediğinde gözümde biriken yaşlar da anlam kazanmış oluyor. O voleybol takımına kimsenin seçmek istemediği küçük, beceriksiz kızı halen maymun gibi sırtımda taşıyorum sanki. Nolen-Hoeksama’nın tasvir ettiği, bizi sürekli eleştiren, analiz eden; geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek ile kurup duran ve endişelenen ‘içimdeki bu ses’ her şeyin sorumlusu gibi..

Benim gibi bu ’kafalarındaki sesin’ etkili olduğu kişiler duygusal değişimlerde etraflarında yapılan tüm yorumları havada kapmaları gibi bir durum söz konusu. Kimsenin sizi sevmediğine ve beceriksizin teki olduğunuzun kanıtıdır bunların hepsi. ‘Bunu değiştirebilirsiniz,’ diyor Nolen-Hoeksama.’ Kognitiv-davranışsal terapi ile kendinizi başka bir ışıkta görebilirsiniz. Kafanızdaki sizi eleştiren sesi duymaya devam etseniz de, tamam bunların hepsi kulağa doğru geliyor, fakat bana zarar veriyor, diyebilirsiniz.’ En yaygın ve en bilinen mesajlar ‘şişko’,’aptal’, ‘çirkin’ ve ‘yeterince iyi değil’ gibi yakıştırmalardır. Eğer ‘bu başkasının fikri ve beni etkilemez’ diyecek kadar sofistike değiseniz, zorlanabilirsiniz.

Bazen ise; kötü yorumlara inanmamız o anki mutsuzluğumuz ve tedirginliğimiz ile alakalıdır.

‘O anki ruh halimiz çevremizdeki olayları nasıl algıladığımızı etkiler. Moraliniz bozuk ise, zihninizde başarısızlıklarınızı canlandırırsınız. Aklınız olumsuz bakış açısına ayarlı olur. Anksiyeteye benzer; Yeni bir adımdan endişe eden ve yeni bir şeye cesaret edemeyen biri, alışagelmiş tanıdık yolları seçebilir. Cesaretini toplayıp adım atmaktansa, şeytana uyar da diyebiliriz,’ diyor Toronto Üniversitesi psikologlarından Prof. Dr. Zindel Saga.

Bu kadar açıklamadan sonra geri dönelim ‘Pretty Woman’ filmine ve negatif düşünce şeklinin değişebileceği gerçeğine. Roberts’in karakteri, alışagelmiş zengin işadamı klişesinden farklı olan Gere’in ona bir hayat kadını gibi değil de bir hanımefendi gibi davranmasından dolayı, değişime uğrar. Girdiği yoldan çıkmaya ve yeni bir hayat kurmaya karar verir. Hollywood filmlerindeki karakterlerinden biri değilseniz, okuduğunuz ilham verici bir kitap, sıradışı bir durum, hatta belki de bu yazı sizi düşündürebilir. Austen ve Bronte’nin kahramanları Fanny Price ve Jane Eyre aklıma gelen ilk örnekler. Küçük, zalim hayatlarını geride bıraktıkları anda çiçek gibi açtılar. Alkolik anne-babasından kopup yeni ve güzel bir hayat kuran insanları anımsıyorum. Değişime giden ilk adım sorunun farkına varmak.

Sorunun farkına vardıktan sonraki adım, engelleri ortadan kaldırmak. ‘Size iyi olmadığınızı söyleyen kişi eşiniz, patronunuz olabilir ya da kendinizi tamamıyle geri plana atmış, sadece başkalarının sorunları ve gelişimleriyle ilgilenen biri olabilirsiniz,’ diyor Segal.

Kaliforniya Üniversitesi’nden nöroloji uzmanı Michael M. Merzenich düşünce yapısını değiştirme konusundaki yeni araştırmalardan birini örnek gösteriyor. Bir maymunun sinir uçlarından alınan verilere göre şu sonuca varılıyor. Maymun bir süre boyunca tek bir parmağını kullanmadığında beyindeki belirli bir bölge deaktive oluyor. Bir kaç ay sonra ise, o parmaktan sinyal alamayan nöronlar bir bakıma elin diğer bölümleri için açılıyor. ‘Bu şu anlama geliyor: Beyindeki bağlar bir bilgisayarda olduğu gibi sabit değil. Ve değişebilir,’ diyor Merzenich. ınsanın her bir özelliği çevresiyle olan etkileşimlere cevap olarak oluşuyor. Kendinizi nasıl tanımladığınız, olduğunuz kişi –bunların hepsi beyninizdeki değişimlerden ortaya çıkıyor. Davranışlarınız ve duygusal yapınız dahil. Kısacası olduğunuz kişi, beyninizin bir sonucu ve hayatınızın sonuna kadar değişebilir bir özellikte.’

Tabii olumsuz bakış açısını bugünden yarına değiştirmek mümkün değil. ‘ınsanlar davranışlarını aniden değiştiremezler,’ diyor Merzenich.’Değişim için tecrübelerinizin birikimine karşı çıkmanız gerekiyor. Bir davranışın gelişmesinde binlerce küçük anın katkısı var. Bunlar gerçekten insanın içinde yer etmiş şeyler. Beyninizi yeni bir yöne doğru programlamanız azim ve zaman meselesi.’Sonuç olarak zor olsa da, herkes beyninin çalışma şeklinde köklü değişiklikler yapabilir. Bunu fiziksel görüntümüzü değiştirmek için pilates yapmaktan bir farkı yok. Merzenich, zihin için oyunlar geliştiren bir şirket kurmuş:’Posit Science.’ Hafızayı geliştirmek mesela bu oyunlarla mümkün.

şahsen benim için iyi şeylere inanmak, ilk başta farkındalık ile başlıyor. ıçimdeki beni eleştiren ses kolayca susmuyor. Sürekli konuşmaya devam ediyor. ‘Bu yazdığım yazı güzel mi? Yoksa beni şişman mı gösteriyor gibi..’ Fakat en azından artık ortaya çıktığı zamanı ayırt edebiliyorum. O zaman ona iyi göründüğümü, brownielerimin de ayrıca lezziz olduğunu ve o’nun artık dinlenebileceğini söylüyorum.

Hatta bu yazıdan sonra yeniden mini etek giymeyi dahi düşünebilirim. Ne dersiniz?

Çeviri: Ebru GÜLSEL
Derleyen: Esra D.

Bu Yazılar da İlginizi Çekebilir
Tatil Valizi Hazırlama Rehberi

Kurban Bayramı tatili kapıda. Tatilde seyahate çıkacaksanız bu rehberi okumanızı tavsiye ederiz…

Tatil Valizi Hazırlama Rehberi

Kurban Bayramı tatili kapıda. Tatilde seyahate çıkacaksanız bu rehberi okumanızı tavsiye ederiz…

Çocuklara Yardım İçin Buluşuyoruz: Just Kids
+
Çocuklara Yardım İçin Buluşuyoruz: Just Kids

Kontra Plak, 13 Şubat Cumartesi günü çocuklara yardım amacı ile çok farklı ve çok değerli bir etkinlik düzenliyor. Biz orada olacağız, sizleri de bekleriz.