Hollywood’un Bu Yazın 3 Büyük Bütçeli Bombasından Çıkarması Gereken 3 Ders

Uzun süren bir prodüksiyon, bir dizi iptal, yeniden başlangıç, ırkçılık ve temsil üzerine uzun soluklu tartışmalar sonrasında Disney’in büyük bütçeli filmi The Lone Ranger sinemalarda gösterime girdi ve sonuçlar beklendiği gibi olmadı.

Filmin beş günlük gayri safi hasılası 48.9 milyon $ (yabancı piyasalardaki gösteriminden elde edilen hasıla ise 30 milyon $ ın biraz altında) olup Disney’in büyük pazarlama ve dağıtım maliyetleri haricinde yaklaşık 250 milyon $ a varan bir bütçeye sahip filmden gerçek anlamda zarar ettiği anlamına gelmektedir. The Hollywood Reporter’in belirttiği gibi bu yaz filmleri sezonunun henüz ortasında olmamıza rağmen şu ana kadar üç tane çok yüksek profilli fiyaskoya tanık olduk. Peki yanlış giden şey nedir?

şimdi geriye dönüp baktığımızda Disney’in bu kadar riskli bir teklife yazı tura atarak ne düşündüğünü merak etmek kolaydır. Fakat Yönetmen Gore Verbinski, prodüktör Jerry Bruckheimer ve film yıldızı Johnny Depp’in Karayip Korsanlarını bir eğlence parkı konseptinden çıkartıp, stüdyonun en kazançlı franschise’larından biri haline getirdiği ve her ne kadar başlangıçta ayak diremiş olsa da Disney nihayetinde onlara açık çek yazmaya can atar hale gelmesi unutulmamalıdır.

Bu tökezleme Roland Emmerich (Bağımsızlık Günü) in yönettiği ve Channing Tatum ve Jamie Foxx’un oynadığı Sony: White House Down, the Die-Hard-at-the-White-House isimli aksiyon filmi ile Will Smith ve oğlu Jaden’in oynadığı M. Night Shyamalan’ın yönettiği bilim kurgu filmi After Earth gibi iki büyük bütçeli filmin sergilediği başarısızlıktan sonra epey ağır gelmiştir. Peki bu üç yüksek profilli başarısızlıklardan nasıl bir ders çıkarabiliriz?
 
1. Artık film yıldızlarına bel bağlayamazsınız.
 
Bu yeni bir keşfedilen bir olgu değildir; Zira yılın tamamını Stallone’nin Bullet to the Head, Schwarzenegger’in The Last Stand ve Jim Carrey’in The Incredible Burt Wonderstone isimli filmlerinin gişelerde yaşadığı hezimetleri seyrederek geçirdik. Bu oyuncular 80li ve 90lı yıllarda devasa ücretlerle çalıştılar fakat bu bolluk ve bereket sonsuza kadar devam edemedi ve birinin çıkıp nihayetinde ticari kesin şeyler olarak onların yerine geçmesi kaçınılmaz gibi göründü. Fakat bu olmadı – Depp ve Smith son ”sağlam bahisler” arasında görülüyordu lakin ikisi de bu yazdan bu namlarına leke çalınmadan çıkamayacak (tabii daha fazla Karayip Korsanları ve Siyah Giyen Adamlar devam filmleri çekmezlerse ki muhtemelen çekeceklerdir). Tatum ve Foxx muhtelif yerlerde bu oyuncuların halefleri olarak pompalandılar, ama White House Down’un tökezlemesi bu düşünceyi de şüphe altına soktu.
Yani seyircilerin favori aktörlerinin oynadığı filmlere gelip gelmeyeceğinden emin olamıyorsak onların anlayacağı aşina unsurları bulmamız gerekir öyle değil mi?
 
2. Bir şeyin duyulmuş olması onun filminin çekilmesini gerektirmez. 
 
THR: “Lone Ranger” la ilgili olarak seyircilerinin yüzde 58 sinin 35 yaş üzerinde olması, yüzde 24 ünün de 50 nin üzerinde olması suretiyle filmin genel olarak yaşlı sinemaseverlere hitap etmesinden dolayı bu derece çuvalladığı yönünde bir dedikodu dolaşıyor. Buna göre 18 yaşın altındaki sinemasever oranı seyircilerin sadece yüzde 16sını oluşturmuş ve beyaz erkek nüfusu yüzde 57 oranında seyretmiştir. Yani 1930′lu yılların radyo dizilerinden ve 1950′li yılların televizyon şovundan tanınan bir karaktere dayanan bir film genç sinemaseverlere hitap etmemiş – düşünebiliyor musunuz? şimdi filmin o seyirci kitlesine hitap etmek zorunluluğu ayrı bir tartışma konusudur ama şayet yapımcıların oynadıkları oyun buysa bu kişilerin oyunun kurallarını bildiğini düşünürsünüz.

Ama çadır direği film yapımcılığının “markalama” unsuruyla ilgili sorun da budur. Tüm devam filmleri, yeniden yapımlar, yeniden yüklemeler ve uyarlamalarla bir dereceye kadar şu ana kadar önceden pazarlanmamış şeylere dair korkular stüdyoları sadece orijinal hikayelere yeşil ışık yakmaya gönülsüz hale getirmemiştir. Bu kaygılar aynı zamanda onları milletin daha evvelden yaptığı şeyleri film haline getirmeye de itmiştir ki bu da en az yeniden yapımlar ve devam filmleri gibi zehirleyici bir şeydir. Geçen senenin iki büyük fiyaskosuna bir bakalım: bir strateji oyununun filme çekilmiş versiyonu olan Battleship (bu o kadar saçma sapan bir konseptti ki insanlar filmle dalga geçmekten vakit bulup ta seyretmeye gidemedi) ve 1911 senesinde başlayan bir bilim kurgu roman serisinin sinemaya uyarlanan versiyonu John Carter. Bu bunların yapılmamış olması gerektiği anlamına mı geliyor? Aslında hayır. (Tamam doğru belki Battleship yapılmamalıydı) Fakat bu filmlere fon sağlayan stüdyoların bu belli projelerin onlar için harcadıkları hatrı sayılır bütçeleri karşılayıp karşılamama ihtimalini sakin bir kafayla oturup düşünmekle akıllı bir karar vermiş olabilecekleri anlamına gelmektedir.
Fakat bunların tümünün bir şekilde olması da kaçınılmazdı; zira endüstrinizi tamamen geçmişin işlerini geri dönüştürmeye bel bağlar hale getirirseniz sonunda elinizde geri dönüştürecek iş kalmaz. 
 
3. Yaz ayları aşırı kalabalıktır. 
 
Bu muhtemelen Hollywood’da mümkün olmayan türden bir koordinasyon ve işbirliği gerektirecek kararlılık şeklidir ama gene şunu bir düşünün: Stüdyolar çok fazla sayıda yaz gişe bombası piyasaya sürüyor. Yanlış anlamayın, yazın filmle dolu olmasıyla bir sorunumuz yok. Sorun, art arda her hafta Cuma (veya Çarşamba veya Perşembeleri saat akşam 10 da) günleri aynı lanet filmi farklı büyük bütçeli şamata ve patlama sahneleriyle tekrar tekrar sunmalarıdır. Basitçe söylemek gerekirse, sanki artık seyirciler yavaş yavaş bir gişe bombası film yorgunluğu içerisine giriyorlar; buna örnek vermek gerekirse, top 10 listesindeki en eski film olan Now You See Me’nin sağlam raf ömrüne bakın; bu film geçen hafta sonu hem Star Trek Into Darkness hem de Fast & Furious 6 dan daha fazla para yaptı. Bunun sebebi Now You See Me nin harika bir film olması değildir; filmin gösterimdeki bir sürü bildik patlama sahneleriyle dolu diğer filmler arasında şaşırtıcı senaryosuyla diğerlerinden farklı ufak bir dolandırıcılık filmi olmasıdır.

Ayrıca “haftanın gişe bombası” mantalitesi aynı zamanda bir filmin ses getirmesi için sadece üç hafta sonundan ibaret o yedi güne sahip olduğu anlamına gelmektedir ki stüdyolar artık iyi filmlerin seyirci çekmesi için zaman ve mekana sahip olduğu o uzun oyunu oynamamaktır. Bu yüzden şayet o seyirci ilk hafta sonu filmi seyretmeye gelmemişse o film baştan kaybetmiş demektir; zira gişe filmlerini cep harçlıklarıyla ergenler idame ettirmektedir, bu yüzden The Lone Ranger gibi yaşça büyük sinemaseverlere hitap eden filmler söz konusu yaşlı seyirci filmi duyana kadar batmış gitmiş olmaktadır. Böylece tüm heyecan ve enerji filmin hafta sonu açılışına odaklanmakta ve aylarca beklediğimiz o filmler gösterime girdikten birkaç hafta sonra unutulup gitmektedir. Iron Man 3 geçen hafta yarım milyon kar eden 20 Feet from Stardom’un arkasında 17. sıradaydı. Film sadece on haftadır gösterimde ve çıkan iyi filmlerden biridir!

Peki tüm bunlar bize ne anlatıyor? The Lone Ranger’in spektaküler ve maliyetli başarısızlığını okurken Steven Spielberg’in yakın zamandaki endüstrinin bu çabalara bel bağlaması hakkındaki uyarısını hatırlamamak elde değildir: “Bu mega bütçeli filmlerin üçü veya dördü veya belki hatta yarım düzinesinin acayip büyük zarar edeceği bir iç patlama olacak ve bu olay paradigmayı yeniden değiştirecektir.” Tabii kaynak belki biraz üstünkörü olabilir ama gene de bu meşru bir tespittir: Görünüşe göre Hollywood deneyselliğe yer ayıran orta bütçeli tam kadrolu filmler yerine bir avuç şişirilmiş yüksek bütçeli yaşanmış olaylara dayanan filmlerle şansını denemeyi yeğlemektedir. O vakit sorulması gereken soru şudur: O paradigma değişiminin meydana gelmesi için daha kaç tane Lone Rangers fiyaskosunun yaşanması gerekmektedir? Ve bununla ilgili heyecan duymakta bir sakınca var mıdır?

Bu Yazılar da İlginizi Çekebilir
Michael Craig Martin’in Renkli Dünyası

1960\'lardan bu yana sanatsal çalışmalarına devam eden ressam ve çağdaş konsept sanatçısı Michael Craig Martin, büyük grafik ve renk patlamaları ile eşyaların dünyasına farklı bir yorum getiriyor.

2014'ün En İyi 10 Filmi
+
2014'ün En İyi 10 Filmi

Yılbaşı tatilinizi evde sevdiklerinizle keyif yaparak geçirecekseniz, Vogue Editörü John Powers'ın hazırladığı listeye bir göz atmak isteyebilirsiniz.

Her Düşenin Kanadı Yoktur
+
Her Düşenin Kanadı Yoktur

Bir Vehbi Koç Vakfı projesi olarak 2010 yılında kurulmuş olan Arter - sanat için alan, 9 Haziran - 18 Eylül tarihleri arasında Selen Ansen'in küratörlüğünü yaptığı