Çocuklara Sınır Koymak


Son yıllarda okul döneminin başlangıç döneminde gerçekleştirilen aile görüşmelerinde özellikle disiplini sağlamak ve sınırları belirlemek konusunda anne-babaların hem zorlandıklarını hem de kavram karışıklığı yaşadıklarını gözlemliyoruz. Sınırlar, disiplin ve otorite; çocuk eğitiminin kavram ve gündem maddeleri arasında her zaman ilk sıralarda yer alır. Unutulmamalıdır ki kişinin kendisi, anne-baba olmanın ötesinde bir yetişkin olarak, davranışlarının sorumlusudur.

Sevgili Anne-Babalar,

Çocuklar zaman zaman yaramazlık limitlerini zorlayarak bizi de zorlayabilirler. Kuşkusuz, sınırlar her ailede farklıdır ve farklı olması da normaldir. Bir evde geçerli olan kurallar, bir başka ailede farklılık gösterebilir. Bu aynı zamanda, kabul edilen ve edilmeyen davranışların, aileden aileye fark gösterebileceği anlamına da gelir. Bu noktada en önemli ayrıntı, her evde bir sınırın olmasının gerekliliğidir. Burada üzerinde durulacak önemli noktalardan biri, sınırları belirlerken bize nelerin yardımcı olacağıdır. Bu sorunun doğru yanıtı “Kurallar ve tutarlı davranışlar”dır. Her ne kadar“kurallar” dendiğinde, ilk algı olumsuzluk çağrıştırsa da kabul etmeliyiz ki “kurallar” hepimiz  için gereklidir. Yetişkin hayatı üzerinden örnekleyecek olursak, çalışma hayatında karşılaşılması olası durumlara dair bir yol haritasının ve belirlenmiş yaptırımların bulunmasının çalışana güven vermesi gibi…

Çocuklarımıza neden kural koymalıyız?

  • Kontrol mekanizmasının oluşabilmesi,
  • Nesil farkını hissettirebilmek,
  • Hazzı erteleyebilmeyi öğretmek,
  • Yaşına uygun özgürlük ve sorumluluğu taşıyabilmesini sağlamak,
  • ıleride otoriteyi doğru yerde kullanabilmesini öğretmek açısından

çocuğa kural koymak önemli ve gereklidir.

 

Çocuklarımıza her şeyi vermek, onların çaba göstermelerini zorlaştırır
 
Zaman değişti, bu kapsamda çocuk eğitimindeki sınırlar da değişti. Çocuk eğitiminde çok sert bir tutumun, çocuğun kişiliğinde derin izler bıraktığını artık biliyoruz. Yaşanan bu değişimin en dikkat çekici sonuçlarından biri ise anne-babaların, çocuklarının sevgisini kaybetmekten neredeyse korkar hale gelmeleri oldu. Geçmiş dönemlerin anne-baba-çocuk iletişimindeki kurallar adeta tümüyle terkedildi. Acaba eskiden büyükanneler, büyükbabalar çocuklarının sevgisini kaybetmekten korkmuyorlar mıydı? Çocuklarını daha mı az seviyorlardı? Elbette hayır. Onlar, sadece sağduyularına güvenerek hareket etmeyi önemsiyorlardı.

 
Peki değişen zaman içinde, neler değişti?

  • Aileler kural koymaktan korkmaya başladı.
  • Ebeveynler, çocuklarıyla arkadaş olmayı seçti.
  • Çocukların her istediği yapılır oldu.
  • Kuralsızlık, özgürlük olarak algılandı.
  • Anne-babalar, yanlış yapmaktan o kadar korktular ki her şeyi “bir bilene” danışmayı tercih ettiler.

 

ışin ilginç yanı ise yukarıda sıraladığımız her şeyin “mutlu bir aile” olabilmek için yapılıyor olmasıydı. Ancak sonuç pek de öyle olmadı.

Çocuklar, sözel olarak ifade edilmeyen etkileşimleri de çok kolay ve “doğru” anlarlar. Onlara zaman zaman, yaşadığımız durum ve hissettiğimiz duygudan çok farklı açıklamalar yapsak ya da yapmak zorunda kalsak da, aslında gerçeği asla çocuklardan saklayamayız. Çocukların dürtüleri, çocuk tarafından bilinçli olarak tanımlanıp değerlendirilemediği için, bu dürtüleri kontrol etmek ve çocuğun da kontrol etmesini sağlamak/öğretmek, anne-babanın görevidir. Çocuğu ile arasındaki yaş farkını eleyen anne- baba “arkadaş” konumu ile bu beceriyi çocuğa kazandıramaz. Sonrasında, örneğine sıklıkla rastladığımız biçimde, dürtülerini kontrolsüzce sergileyen çocuk, davranış problemleri ile psikolog/psikiyatristlere götürülür.

Söz konusu otorite olduğunda, tutumların birbiriyle tutarlılık göstermesi büyük önem kazanır.Anne-babanın, hem çocuğun davranışı karşısında birbirleriyle tutarlı bir iletişim içinde olması (zaman zaman bunu sağlamak zordur ama tutarlılık sergilenemediğinde bu özel bir durum olarak çocuğa anlatılabilir) hem de aynı davranış karşısında aynı tutarlı yanıtı vermeleri çocuğun gözünden kaçmaz.

Unutmayınız ki;

  • Çocuğun yetişkin olabilmek için arkadaşa değil, anne-babaya ihtiyacı vardır.
  • Çocuğuyla arkadaş olan anne-baba, kuralları kabul ettirmekte zorlanır.
  • Sınırlar ve kurallar çocuğa güven verir. Çocuğun buna ihtiyacı vardır.
  • Nasıl davranacağını bilmeyen anne-baba, çocuk için tedirgin bir alan yaratır.
  • Her konuda fikri alınan çocuk, benmerkezciliğini yenemez.
  • Eksiklik ve yenilgi duygusunu tatmayan bir çocuk, mücadeleci bir birey olamaz.

 

Çocuklarımıza sınır ve kurallar konusunda rol model olurken, okul seçimlerinde de dikkatli olmalıyız. Sistemli bir yapısı olan, disipliner süreçlerini, öğrenci gelişimini merkez alarak yürüten, akademik gelişimin yanında sosyal gelişim sürecini de destekleyen, aile ile ortak tutum gösterebilen, çocuğu yönlendirebilen bir  okul ortamı ile buluşmak önemlidir. Evdeki ortak tutum, okul ortamında da desteklenmelidir. Okul seçimi sürecinde ebeveynler karar verirken; okulun vizyonu, uluslararası eğitim işbirlikleri, yabancı dil eğitimi, kütüphane, teknolojiyi kullanma, sosyal etkinlikler, sosyal sorumluluk projeleri, rehberlik hizmeti, fiziki ortam, güvenlik koşulları vb. kriterleri göz önüne almalıdır.
 
Sınır oluşturmada önemli kavramlar:
 
Saygı: Sınırların çocuk tarafından tanınması, anne-babanın birbirini “tanıması” ile mümkündür. Saygılı bir birey yetiştirmek istiyorsak; önce kendimize, birbirimize ve kurallara saygı göstermeliyiz.

Hiyerarşi: Evdeki hiyerarşi, nesil farkıdır. Çocuk bazı isteklerini “büyüyünce” yapabileceğini öğrenmelidir. Hayattan doyum alan ve mücadele edebilen bir birey yetiştirmek istiyorsak, çocuğumuzun bazı isteklerini ertelemeyi öğrenmeliyiz. Biz öğrenirsek çocuğumuz da öğrenecektir.

Ortak tutum: Anne-babanın, her şartta mümkün olamasa da, çoğunlukla aynı tutumu sergilemesi önemlidir. Birbirleriyle iletişimlerinde birçok konuda karşıt fikirler öne sürseler de, “anne” ve “baba”kimliği söz konusu olduğunda, çocukları için ortak bir tutum, bir çerçeve oluşturmak zorundadırlar. Bu ortak tutum, çocuğu koruyacak ve sağlıklı bir yetişkin olmasına yardımcı olacaktır. ıleride karşımızda tutarlı bir yetişkin görmek istiyorsak, şimdi bu tutarlılığı biz göstermek durumundayız.

Son olarak, “Özgürlüğü taşıyabilmek,  büyümeyi gerektirir.” sözünü ve çocuk yetiştirirken aynı zamanda uzun soluklu bir öykü yazdığımızı unutmadan, değişime/farklılıklara kabul edilebilir çerçeveler çizmeye devam etmeliyiz.

Herkese başarı ve enerji dolu günler diliyoruz.

Işık Dondurucu

Eyüboğlu Eğitim Kurumları
Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birimi
Uzman Psikolojik Danışman