Banu Çarmıklı ile Sanat Molası

Sanatın neresinde durduğumu sorguladığım bir dönemdeyim. Son aylarda sevgili mentörüm İKSV Kültür Politikalar Direktörü Özlem Ece ile birlikte sanat etkinliklerine katılmak, sergi gezmek, sonrasında kahve molası verip gördüğümüz tablolar üzerine uzun uzun konuşmak bana çok büyük keyif vermeye başladı ve oturdum sanatın içinde ne kadar yoğrulduğumu, zamanı yakalayıp yakalayamadığımı düşündüm.  Tüm bu merak sürecinde eski fotoğraflar, çeşitli objeler, kitaplar karıştırıyorum, modern ve çağdaş sanat dönemi sanatçılarının eserlerini inceliyorum, araştırıyorum.

Türkiye’de sanat toplumdan destek görmeyen bir alan, bunu hepimiz görüyoruz. Ülkemizde sanat bir kriz anında en kolay vazgeçilen alan ama sanat bir ülkenin refahıyla sıkı sıkıya bağlıdır. Türkiye’de sanat alanında güzel çalışmalar yapılıyor olsa da yurt dışı platformlarında söz sahibi olabilmesi, genç sanatçıların yetişmesi tüm bunlar sanata yapılan yatırımlarla ve ülke içindeki refah seviyesi ile ilişkili.

Türkiye’nin önemli koleksiyonerleri arasına girmiş sanat dünyasının da yakından tanıdığı sevgili Banu Çarmıklı ile kendi sanat merakı ve tüm bu konularla ilgili sohbet etme fırsatım oldu. Okuduğumda, incelediğimde, düşündüğümde kafama takılanları sordum, o da tüm samimiyeti ile cevapladı. Çok keyfili bir sohbet oldu.

Türkiye’nin önemli koleksiyonerlerinden birisiniz. Koleksiyonerliğe nasıl başladınız?

Banu Çarmıklı: Güzel sanatlara her zaman ilgim vardı. Bu tutku 23 sene evvel başladı diyebilirim. Koleksiyonculuğa başladığım ilk senelerde klasik ve oryantalist eserler topluyorduk. Antika eşyalar, klasik eserler... Seneler içerisinde bu konuda kendimi geliştirmek adına yurt içi ve yurt dışında çeşitli sanat tarihi kuşlarına katıldım, sergileri, müzayedeleri, müzeleri ve çeşitli sanat etkinliklerini takip ettim ve zamanla çağdaş sanata olan ilgim kaçınılmaz bir şekilde arttı. Daha sonra bu birikimimi daha büyük kitlelerle de paylaşma ihtiyacı duydum ama tabii tüm bunları yapabilmek için bir anne olarak önce çocuklarımın büyümesini bekledim ve 2005 yılında sanata olan tüm ilgimi Mac Art Gallery’i açarak bir çatı altında toplamış bulundum. Şimdi galeriyi kapattık ama sürekli güncel tutmaya çalıştığımız çağdaş sanat ağırlıklı bir koleksiyonumuz var ve bu eserleri sürekli değiştirerek evimizin bir bölümünde sergiliyoruz diyebiliriz.

Genç nesil koleksiyonerleri nasıl buluyorsunuz? Sizce yeni nesil sanat alıcısı yeterli bilgi birikimine sahip mi?

BÇ: Dünya sanat piyasasına baktığımızda çağdaş Türk sanatı epey bir yol kat etti. 2009’da Sothabey’s Müzayede evinin Türkiye’de ofis açması çağdaş Türk sanatının ve sanatçılarının uluslararası platforma tanınmasını sağladı, buna bağlı olarak sanat piyasasında genç sanatçılar ve yeni galerilerinin sayısının artmasıyla beraber bu piyasada ciddi bir hareketlenme oldu. Koleksiyonculuğu da önemli ölçüde tetikleyen bu unsurlarla beraber sanat adına çıkılan bu yolun daha epey uzun olduğunu düşünüyorum.  Koleksiyonerlerimizin de artık pek çoğu en azından akla karayı ayırt edebilecek düzeyde. Bazı koleksiyoncu dostlarım da güvendiği birilerinin fikrini alıyordur mutlaka. Danışmanlık da kolesiyonerliğe paralel olarak yapılanan yaygın bir iş kolu oldu adeta. Bunlar bilinçlendirici ve iyi gelişmeler hiç şüphesiz. Ama bilgi birikimi, yatırım gibi konular bir kenara insan sevmediği bir eseri de niye koleksiyonuna katmak istesin ki.

Şahsen biz iş alırken önce geniş bir araştırma yapıyoruz, sanatçının süreç içerisindeki duruşu ve serüveni bizim için önemli. Kısacası bir eser almadan önce her detayına kadar hem eser hem de sanatı hakkında derin bilgi sahibi olmaya çalışıyoruz.

Aynı zamanda sanatla ilgili yazılar yazıyorsunuz. Yazılarınızı büyük bir ilgiyle takip ediyorum. Sizin öncelerden antika eşyalara, klasik eserlere ilginiz olduğunu bilyordum fakat  son yıllarda ilginiz modern ve çağdaş sanat eserlere yönelmekte bunu özellikle web sitenizde yazdığınız yazılardan anlamak mümkün. Bu eğilim nasıl oldu?

BÇ: 88 – 89 yılları arasında Londra Sotheby’s’de gittiğim sanat tarihi kursları ve İstanbul’da Yalçın Sadak’ın düzenlemiş olduğu kurslar kafamdaki bazı soruların cevabı oldular adeta. Daha çok güncel sanata eğilim duymaya başladığım dönemlerdi bunlar.  Sanırım Mac Art Gallery döneminde girdiğimiz yeni yapılanma da bu dönüşümün devamı niteliğinde oldu. Biliyorsunuz ki usta isimlerin yanı sıra yoğunlukla genç kuşak sanatçılarla çalışmayı tercih ediyorduk. Gençler işe çok başka bir dinamizm katıyorlar. Bakış açımız değişti elbette ki. Her saniye bir şeyler değişiyor, hayat öylesine hızlı akıyor ki algılarınız da buna göre şekilleniyor hiç şüphesiz. Bence koleksiyon canlı bir varlık gibidir. Bizden sonraki nesil ona belki çok daha başka bir anlam katacaktır. Yazılarımın da bu değişime katkısı elbette ki var. Aylık olarak Milliyet Sanat Dergisine, Haftalık olarak da Popvizyon ve Vatan Gazetesi’ne ve zaman zaman da sanatonline ve ekav-art gibi bloglara yazıyorum. Bunun için gündemi çok sıkı takip etmem gerekiyor. Hem yurt içi hem yurtdışından haberlere yer veriyorum bloğumda. Bilgilerimde ki bu güncellik koleksiyonumuza da yansıyor tabii ki.

Yurt içinde olduğu kadar yurt dışında da çok fazla sanat galerisi geziyorsunuz. En son Londra’da Saatchi Gallery’i ziyaret ettinizi okudum.  “Chamagne Life” isimli sergiyi Londra seyhatimde benimde gezme fırsatım oldu. Kadın erkek eşitsizliğime bir nebze de olsa dokunulmuş  gibi hissettim. Siz nasıl yorumlarsınız, kadın çağdaş sanatçıların vermek istedikleri mesajı?

BÇ: Bu seneki yazılarımda özellikle vurguladığım bir olguydu kadın sanatçılar ve onların başarıları. Yani ne diyebilirim ki, kadın haklarına karşı yıllardır büyük bir dengesizlik var hemen hemen her alanda. Son elli yıldır bunu biraz kırmayı başarabiliyoruz bence. “Chamagne Life” gibi direkt kadın sanatçıları işaret eden sergileri özellikle hiç atlamamaya çalışıyorum. Örneğin 2011’de İstanbul Modern’de Nilbar Güreş, Canan, Nil Yalter gibi sadece güçlü kadınların gerçekleştirdiği bir sergi olan “Hayal ve Hakikat” Türkiye’den atılan öncü bir hareketin ilk adımlarıydı adeta ve bu sergiyi de kaleme almıştım o dönem. Yazılarımda bu konuya  yer vermeye özen gösteriyorum her zaman. Yıllardır hak ettiğimiz de bu değil miydi zaten?

Yurt içinde ve yurt dışında katıldığınız fuarları veya sergileri nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’nin kültür sanat politikasını nasıl buluyorsunuz?

BÇ: Türk sanatının bu piyasada yer edinip kalıcılığını sağlayabilmesi için daha çok yol kat etmesi gerektiğini düşünüyorum.. Piyasada pek çok sanatçı ve sanat eseri var fakat bunların arasında balon, şişirilmiş isimler de çok.. Özgün bir dili olan, yaratıcı eserler üreten sanatçılarımız zaten bu bahsettiğimiz “dünya sanat piyasasında” yerlerini almaya başladılar bile. Örneğin; Kutlug Ataman, Ayşe Erkmen, Gülsün Karamustafa, Halil Altındere, Hüseyin Bahri Alptekin, Nilbar Güreş, İnci Eviner ve daha pek çoğu. Fakat bir piyasadan bahsetmek için bu kadar isim yeterli  değil... Bu isimlere ek olarak yeni yetişmekte olan genç sanatçıların uluslar arası platformlarda kendilerini gösterip önemli müzelerin koleksiyonlarında yer edinebilmeleri yada büyük koleksiyonerlerin koleksiyonuna girebilmeleri Türk çağdaş sanatının uluslar arası bir zeminde ele alınabilmesini sağlayacaktır. 

Peki Türkiye’de sanat nasıl bir seyir izliyor? Sanat üretimini nasıl buluyorsunuz?

BÇ: Bence çok başarılı sanatçılarımız var bunlara yeni  ve genç isimlerin de eklenmesini diliyorum zamanla.. Aklımda birçok isim var gerçekten sayacak olsam... Bu işi hem kalbi hem de mantığı ile yapan sanatçılar bence başarılı olanları. Yaşadığımız çağın gerçeklerinin bilincinde olan, ortak dünya bilincine sahip olan, lokal hareket edip global düşünen, bilim, teknolji ve sanat birlikteliğini yaratıcı fikirleri ile ortaya koyan her sanatçı kayda değer bence.  Sanatçının özgün bir dili olması, disiplinli olması, ve özellikle güven üzerine bir ilişkimizin olması çok önemli. Eser seçimi olarak asla kopya veya başka yerlerden alıntı işler almıyoruz örneğin biz. Esinlenmek başka, yaratıcılıktan uzak kopyalamak başka bir şey bunun iyi ayrıt edilmesi gerekir.

Benim soyut sanat akımına ilgim çok fazla ve evimde bir eser olsun çok isterim. Özellikle Wassily Kandinsky hayranıyım diyebilirim. Sizce Türkiye sanatında soyut sanata ne derece yer veriliyor?

BÇ: Özellikle 90’lar ve 2000’li yılların başlarında yaygın olarak gördüğümüz bir üretim biçimiydi bu, Türkiye’de. Adnan Çoker, Ömer Uluç ondan öncesinde Mübin Orhon, Zeid gibi  gibi usta isimler Türk Çağdaş sanatının kilometre taşlarından kuşkusuz. Özellikle soyut sanat daha çok ilgimi çeker gibi bir ayrım yapamıyorum aslında ama günümüzde özellikle de genç sanatçılarımızın çok da tercih ettikleri bir üslup değil sanırım soyut sanat. Daha doğrusu anlam, kavram ve içerik işlerde çok daha ön planda. Soyut veya figüratif gibi ayrımlar bir sanat akımını tanımlamak için yeterli değiller kanımca artık

Gelecek dönemlerdeki sanata yönelik planlarınızdan bahsedebilir misiniz?

BÇ: Her zaman geliştirmeye devam edeceğimiz bir koleksiyonumuz var. Yazılar beni dinç tutuyor, hayata başka bir pencereden bakmamı sağlıyor. Yazılarıma devam edeceğim.  Yine sanat dolu günler beni bekliyor sanırım.

Günlerinizi sanatla dolu geçirmek nasıl bir his?

BÇ: Eğlenceli. Olaylara bakış açımı esnetiyor sanat. Sürekli olarak bir şeyler öğreniyorum. Sanat benim için bir tutku diyebiliriz. Herkesin her hangi  bir alanda da olsa ilham kaynaklarını bulmasını temenni ediyorum.

X

Tedarikçi Başvuru Formu

Tedarikçi olmak için aşağıdaki formu doldurabilirsiniz.

Gönder